Silahlı Peygamber Hz. Muhammedin medeniyet devrimi

Nisan 27, 2008 at 3:31 pm Yorum bırakın

Hz. Muhammed de, bütün devlet ve medeniyet kurucuları gibi, elbette silahlı bir güce kumanda etmiştir. Hz Muhammed’in silahla kurduğu devlet ve medeniyet, eski uygarlıklar ile 15. yüzyıl sonrasının kapitalist uygarlığı arasında köprü oluşturdu. İnsanIık, Hz. Muhammed’in silahına çok şey borçludur.

Silahlı peygamber

Batılı bilim adamları Hz. Muhammed’’den “Silahlı Peygamber” diye söz etmişlerdir. Örneğin Maxime Rodinson, Hz. Muhammed’in silahlı güç inşa etmesi devlet ve medeniyet kuruculuğuna giden bir stratejinin gereği olarak ele alır (1) Kemalist Devrimin önderleri de, başta Atatürk olmak üzere Hz. Muhammed’in de devlet ve medeniyet kuruculuğunu öne çıkarırlar. Mahmut Esat Bozkurt’un Hz. Muhammed’i anlatırken saptadığı gibi medeniyetler kılıçla kurulur: “Devlet kurdu, milletini her millete egemen kıldı. Bayındırlık içinde bıraktı. Çünkü hakkı unutma Kılıcı elinden bırakmadı.”(2)

Doğrudur ve çok önemlidir; Hz.Muhammed de, bütün devlet ve medeni’ kurucuları gibi, elbette silahlı bir gücü kumanda etmiştir. Silahlı güç tekeline sahip olmak, devletin ayırt edici özelliğidir. Silahlı güç varsa, devlet vardır. Ve her medeniyet, ancak devletle, silahlı güçle kurulur. insanlık kabile toplumundan devlet ve medeniyet kuruculuğuna silahın tekelde toplanmasıyla geçmiştir. İşte İslam Peygamberi’nin büyük başarısı da buradadır.

Mezopotamya uygarlığı, Mısır, Çin, İran, Türk, Yunan, Roma uygarlıkları, Cromwell’in İngiliz demokrasisi, Washington ve Lincoln’ün Amerikan demokrasisi, Robespierre’in Fransız demokrasisi, Bismarck’ın Alman birliği, Garibaldi’nin İtalyan birliği, hep silahla kurulmadılar mı?

Bütün bu nedenlerle Hz. Muhammed’in “Silahlı Peygamber” olması, onun uygarlığa katkısının temel şartıdır. Hz. Muhammed’i diğer birçok peygamberden ayıran en önemli başarısı, savunduğu davayı, silahlı bir insan gücünü örgütleyerek zafere ulaştırmış olmasındadır. Ve o dava, medeniyet davası idi. Nitekim birçok Batılı bilim adamı, bu açıdan Hz. Muhammed’i bir medeniyet kurucusu olarak tarihteki yerine oturturlar. Örneğin Goethe, Hz. Muhammed’i anlattığı bir şiirinde, O’nun “Deha sahibi insanın en mükemmel örneği” olduğunu belirtir. Büyük Alman şairi, Hz. Muhammed’i, derelerin ve çayların okyanusa ulaşmak için yardım beklediği koca bir ırmağa benzetmektedir.(3) Alman sosyalizminin önde gelen liderlerinden August Bebel de, Hz. Muhammed’in kurduğu İslam medeniyetini, Ortaçağ’ın Hıristiyan karanlığıyla karşılaştırır. Hz. Muhammed’in örgütlediği devlet ve kurduğu disiplin, Arap toplumunun ötesinde, Atlas Okyanusu’ndan Hint Okyanusu’na kadar büyük bir coğrafyada yaşayan insanlığı kucaklayan büyük bir medeniyet yaratmıştı. Bebel, Hz. Muhammed için şu değerlendirmeyi yapar: “Asya’nın o güne dek çıkardığı en büyük adam ve dünyanın gördüğü en büyük adamlardan biriydi.”(4) Bebel’in Veysel Atayman’ın çok güzel çevirisiyle Türkçe’mize kazandırdığı Hz Muhammed ve Arap Kültürü başlıklı kitabı, İslam’ın doğuşuyla yaşanan büyük medeniyet devrimini çok iyi anlatmaktadır.

Caetani de, Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk başlarında Atatürk tarafından yayınlatılan 8 ciltlik İslam Tarıhinde, Hz. Muhammed’in tarihin yönünü gören çok önemli meziyetini saptamıştır. 0, “Zaman ve halin toplum sorunlarının gerçek yönünü” berrak bir şekilde kavramıştır. Bu nedenle toplumda filizlenen yeniliklerin başına geçmede büyük bir yetenek ve cesaret göstermiştir.(5)

Fernand Grenard da, Asya’nın Yükselişi ve Düşüşü başlıklı önemli kitabında, Hz. Muhammed’in medeniyet kuruculuğunun sınıfsal temellerini açıklar. İslamiyeti, bedevi çobanlar değil, şehirli tüccarlar kurmuştur. “İslam Peygamberi, Kızıldeniz, Habeşistan, Hind Okyanusu, Suriye ve Mezopotamya ile ticaret yapan Kureyş kabilesinin mensubudur.”(6)
İslamiyet’in ortaya çıkışı, tarihi en az bilen için, yeni bir dinin doğuşudur; ancak tarih içindeki yerine oturtacak olursak, yeni bir uygarlığın kurulmasıdır. Hz. Muhammed, bir peygamberdir. Ama aynı zamanda yeni bir devletin, yeni bir toplumun kurucusudur; büyük bir devrimin önderidir.

Hz. Muhammed’in silahla kurduğu devlet ve medeniyet, eski uygarlıklar ile 15. yüzyıl sonrasının kapitalist uygarlığı arasında köprü oluşturdu. İnsanlık, bu nedenle Hz. Muhammed’in silahına çok şey borçludur.

2-Medeniyet devrimi

Devrimin içeriği

Hz. Muhammed’in önderlik ettiği devrimin içeriği nedir?

Siyasal açıdan bakarsak, İslamiyet kabileler halinde örgütlenmiş bir toplumun devlete sıçramasıdır. Kabileler arasında baskın basanındır kuralının geçerli olduğu yağmacılığın yerini, devlet düzeninin sağladığı barış ve huzur ortamı almaktadır. Böylece özel mülkiyet ve ticaretin gelişmesi için gerekli koşullar yaratılmaktadır.

Ekonomik açıdan, kabilenin kapalı ekonomisinden ticaretin gelişmesi yoluyla para ekonomisine geçilmektedir. Para kazanan kişi, Allah’ın sevgili kuludur; yani “El-kasip habibullah.” Samir Amin, çeşitli eserlerinde, İslam uygarlığını Avrupa feodalizminden farklı bir toplumsal ekonomik kuruluş olarak niteler ve buna “Haraçlı toplum” adını verir.

Mülkiyet ilişkileri açısından, kabilenin ortaklaşa mülkiyeti çözülürken, özel mülkiyet serpilip gelişmektedir.

Bu zeminde kabilenin akrabalık ilişkileri, İbni Haldun’un deyişiyle “asabiye” bağı, Morgan ve Engels’in diliyle “gentilice” (kanbağı) ilişkiler dağılmakta, onun yerini ümmet almaktadır. Bedir savaşında Arap Yarımadası’nda ilk kez akrabalar karşı karşıya gelmiş ve birbirleriyle savaşmışlardır. Bu akrabalığa dayanan toplumun çözülmesi, onun yerini ümmet ilişkilerinin almasıdır. İslamiyet, kabile içindeki kardeşliği, bütün müminlere yayarak ümmet kardeşliğine dönüştürmüştür. Cemil Sena, bu süreci yalnız inanç açısından değil, toplumsal yöyüyle de ele alır.(7)

Hz. Muhammed’in getirdiği yeni hukuk sistemi, kervanların basılması ve yağmalanmasını yasaklamış, özel mülkiyet ve ticareti korumuş, böylece devlet düzenini sağlamış ve Arap Yarımadası’nda büyük bir enerjiyi birleştirip batıya ve doğuya doğru yönelterek büyük bir imparatorluğun önkoşullarını yaratmıştır.

Kuşkusuz bu büyük yönelişin ideolojik ve psikolojik iticilerini de göz ardı tutmamak gerekir. Toplumu ümmet kardeşliği içinde birleştiren yeni iman toplumun psikolojisini sarmalamış, büyük bir kolektif enerjiyi ateşlemiş ve cihad yoluyla dışa doğru yayılmayı örgütlerken tarihsel açıdan da toplumun kendi mücadelesiyle medeniyete sıçramasının manevi gücünü yaratmıştır.

Siyaset, ekonomi, toplum ve mülkiyet ilişkileri, hukuk, ideoloji ve toplum psikolojisi açısından toplam olarak baktığımız zaman, İslamiyet’in doğuşu ve gelişmesi, bir devrimdir. Bu devrim, tarihsel açıdan medeniyete geçiş devrimidir. Sümerlerden ve Çin uygarlığının kuruluşundan beri dalga dalga yaşadığı olay, başka bir tarihsel düzlemde bir kez daha yaşanmıştır

İslam medeniyetinin özgünlüğü

Ancak bu olay, eski medeniyetlerin bir tekrarı değildir. Devlete, özel mülkiyete, para ekonomisine, kanbağı ilişkilerinin çözülerek toplumun sınıflara bölünmesine ve feodal bağımlılıkların oluşmasına, felsefe ve bilimin doğuşuna geçiş anlamında, bütün medeniyetlerin oluşması, her toplumda farklı zamanlarda yaşanmakla birlikte, en sonunda aynı tarihsel aşamaya denk düşer. Ancak her medeniyet, farklı coğrafyalarda, farklı serüvenlerden gelen, farklı birikimler oluşturmuş toplumlar tarafından kurulduğu için, aynı zamanda kendine özgüdür.

Arap yarımadasında yaşayan Bedeviler, Hz. Muhammed’in başlattığı devrimle, feodal bir ticaret uygarlığı kurdular. Batıda İspanya’ya doğuda Asya içlerine kadar uzanan yeni imparatorluk, 7- 11. yüzyıllar arasında dünya uygarlığının merkezi ve öncüsü oldu. İspanya Emevilerinin Kordoba kitaplığında, 400 binden fazla sistemli olarak düzenlenmiş el yazması cilt bulunuyordu. 11-14. yüzyıl Avrupa’sında İslam ve Türk modası geçerliydi.(8)

İslam uygarlığı, Sümerlerden başlayan Ortadoğu, sonra Yunan ve Roma uygarlığının mirasını geliştirdi ve kapitalist Batı uygarlığına taşıdı. İslam uygarlığı ve Türk uygarlığı, bu açıdan 7. yüzyıl ile 15-16. yüzyıl arasında köprü oldu; öte yandan Çin ve Hint uygarlığı ile Batı uygarlığı arasında da bir köprü oluşturdu.

9-11. yüzyılın dünyasına baktığınız zaman, insanlığın kapitalizme doğru sıçrayışını, Ortadoğu merkezinden yapacağı izlenimini edinirsiniz. 0 sıralar Batı Avrupa, uygarlığın merkezinde değil fakat kenarlarındadır ve bir bakıma derin ve karanlık bir uykunun içindedir. Ancak Ummanları aşan denizcileri sayesinde Batı, 15. yüzyıldan başlayarak dünya ticaretine hükmeder; büyük zenginlikler biriktirir. Artık uygarlığın merkezi, Batı Avrupa’ya kaymıştır. Böylece insanlık, kapitalist uygarlığa sıçramasını Avrupa’nın Atlantik kıyılarından gerçekleştirir. Dünün uygarlık merkezi olan Doğu geriliğin kuyularına itilir.

Taşlaşan önyargıları kıran bilimsel bakış

Dinler birbirine farklı cephelerden bakarlar. Haçlı savaşları ve cihad, bin yıl aşan bir süredir devam edip gelmektedir. Bu savaşlar, dinler arası savaş gibi görülür ama temelinde imparatorluklar ve sınıflar arasında savaştır; zaman zaman da ileri ile geri arasındaki savaştır. Bu savaşlarda din bayrağı altında toplanan imparatorlar ve toplumlar, birbirlen hakkında yüz- yılların derinleştirdiği yargılar oluştururlar. O yargılar taşlaşır, karikatürlere yansır.
Ama bilim, İslamiyet’e bu cepheleşme ve bu bağnazlığın içinden bakmaz. Dünyanın neresinde olursa olsun, ister Çin’de, ister Batı’da Atlantik kıyılarında, ister Rusya, ister Güney Afrika’da, dünyanın bütün bilim merkezlerinde İslamın ortaya çıkışı, Ortaçağ’ın en büyük devrimidir ve Hz. Muhammed de, bu büyük devrimin önderidir.

Bir televizyon programından sonra vicdanlı bir grup İlahiyat Fakültesi profesörü, dokuz hocamız ziyaretime gelmişlerdi. Masaya oturur oturmaz, “Biz dünyaya tarihsel bakıyoruz” dediler. 0 gün hayatımın büyük mutluluk duyduğum sohbetlerinden birini yaşadım.

İbni Haldun’un deyişiyle “Tarih bilimlerin anasıdır.” Hatta sosyal bilim, tarihten ibarettir. Tarihsellik, gerçeklere yaklaşmanın biricik anahtarıdır.

3 Kemalist Devrim ‘in Hz. Muhammed değerlendirmesi

Atatürk’e göre Hz. Muhammed

Atatürk, bilindiği gibi, liseler için hazırlanan Tarih II lkitabının İslamiyet’in doğu- şu ve Hz. Muhammed’in hayatıyla ilgili bazı bölümlerini eliyle yazdı veya yazdırdı.(9) Bu kitaplarda, Hz. Muhammed’in, İslamın temel kaynakları sayılan Kur’an ve hadislerin verdiği bilgilere göre değil, tarih ve sosyoloji bilimlerinin bulgularına göre incelendiği görülüyor.(10)
Kemalist devrimcilerin ilgi alanı, İslam’ın inanç kaynakları ve düşünsel oluşumuyla sınırlı değildi. Bu inanç ve düşüncelerin boy verdiği tarihsel-toplumsal ortama daha büyük ilgi göstermişlerdir. Burada Fransız İhtilali sonrasının materyalist tarih anlayışı ve yöntemiyle karşılaşırız. Nitekim Atatürk, 1921 yılında İslamiyet’in “sosyo-politik bir sistemden başka bir şey olmadığını ve ferdiyetçilik ile komünizm arasında orta bir yol teşkil ettiğini” söyler (11)

Çağdaşlarının en yükseği”

Atatürk, Hz. Muhammed’in peygamberliğini toplumsal-siyasal bir olay olarak görmektedir. Muhammed, “bir din kurucusu ve dini bir devlet reisi”dir, başarılı bir komutandır. “Çağdaşlarının en yükseği olduğunu yaptığı işlerle ispatlamıştır.”(12)
Daha sonra başbakanlık yapacak olan Şemseddin Günaltay, Hz. Muhammed’in “Cezbeye tutulmuş, sönük bir derviş” olarak tanımlanmasına, Atatürk’ün sert bir dille tepki gösterdiğini anlatır. Atatürk, böyleleri için, “O’nun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır” saptamasında bulunuyor ve “Cahil serseriler bizim tarih çalışmalarımıza katılamazlar” diyor.(13)

Hz. Muhammed’in asilzadelikten kurtarılması

Atatürk ve Tarih kitapları, Peygamber’in kökenini ve hayatını, “sonradan icat olunmuş” ve “efsanevi” bilgilerden arındırarak incelediler. Böylece İslam ulemasının kapalı devresinin dışına çıkarak, bir tarihçinin nesnelliği kaygısıyla hareket ettiler. Bu konuda Atatürk’ün öne sürdüğü saptamaların tarihsel gerçeğe uygunluğundan daha önemli olan, bilimsel yöntemi benimsemesi ve halkın aydınlanmasına hizmet çabasıdır. Atatürk, Peygamber’in başına sonradan takılan aristokratik haleleri, feodal çelenkleri ve kutsamaları rahatlıkla tartışmaktadır, İslam’ın önderlik ettiği feodalizm, daha sonra Peygamber’i, feodal asaletle ve feodal değer yargılarıyla bezemiştir. Soylu olmayan yoksul ve sıradan insanları ezen feodal sistem, Peygamber’e şanlı bir soy kütüğü icat ederek tarihi yeniden yazmıştır.(14)

Oysa Atatürk’ün de belirttiği üzere, “Muhammet kendisi hiçbir zaman asalet şerefi iddiasına kalkışmamıştır; o, boş teferruata ehemmiyet vermezdi; gayesine doğru tereddütsüz yürür ameli [pratik] bir adamdı. Muhammet, hiçbir zaman bir Asalet hücceti istemedi; damarlarında ibrani nebilerinin canı dolaştığını iddia etmedi; bilakis gerek kendisinin gerek ana ve babasının fakir halleriyle iftihar etti.” (15)

Görüldüğü gibi Atatürk, Hz. Muhammed’i kendisine sonradan yüklenmiş soyluluktan kurtarırken, bir bakıma demokratik toplumun gözünde daha değerli bir yere oturtmaktadır. Bu tutum kuşkusuz, Atatürk’ün feodal değer yargılarına savaş açmış bir demokratik dinin önderi olmasıyla bağlantılıdır.

Peygamberin rolü ve “kavmin halleri”

Cumhuriyet devrimcileri, İslam tarihini incelerken, kişinin tarihteki rolü ile toplumsal süreçler arasındaki ilişkiyi önemle gözetirler. Atatürk, Hz. Muhammed’in kabile toplumundan devlete sıçramadaki tarihsel rolüne haklı olarak övgüyle değinmekle birlikte, tarihi kişilerin yapmadığına da işaret ediyor. Ona göre, İslamiyet’in 13 yüzyıldır devam eden güçlü etkisinin nedenleri, Peygamber’in seçkin niteliklerinin ötesinde, toplumdadır.

Bu harikanın sebebini araştırırken yalnız Muhammed’in şahsı üzerin durmak yeterli değildir. Başka unsuri da göz önünde tutmak lazımdır. 0 unsurlar söz konusu adamın faaliyet sah sina oluşturan kavmin halleridir.”(16)

Atatürk, kendi tarih felsefesine uygun olarak, Muhammed’in içinde yaşadığı toplumun oluşturduğu bir “faaliyet ala içinde rol oynadığını açıkça belirlemiştir. Devamla der ki: “Herhalde toplum Muhammed’in ilk telkinlerini yavaş bir gelişme ile düzeltmiş ve genişletmiştir.”(17)**

Hazreti Muhammed’in büyük devrimi

Atatürk, dikkatini, Hz. Muhammed ve İslamiyet’in tarihsel rolü üzerinde yoğunlaştırmıştır. Arap çöllerinde Hz. Muhammed’in ortaya çıkışı ve İslamiyet’in doğuşu, kabile hayatından büyük bir imparatorluğa geçiş aşamasına rastlamaktadır. Gelişen ticaret, kabile ilişkilerini dağıtır ve kabileler arası anarşiye son verecek güçlü bir otoriteyi ve hukuk düzenini gerekli kılar. Nitekim Bedir savaşında Arabistan’da birbirine kan bağıyla bağlı olan akrabalar birbirlerine karşı savaşmışlardır.(1 8)

Atatürk’e göre, islam öncesinde Arapların “toplumsal ve siyasi hayatları anarşi içinde”dir. “İdareleri de bir nevi halk idaresi”dir. (19) Atatürk’ün kastettiği “kabile demokrasisi”dir. Ancak kabile hayatına rağmen, meta üretimi filizlenmiş ve Mekke ve Medine gibi ticaret merkezleri olan şehirler kurulmuştur. Atatürk “Mekke ve Medine ahalisinin tüccar olduğunu” belirler. Hatta Yemen’de “küçük kabile krallıkları” olduğunu saptar. Toprağın verimliliği ve ticaretin gelişmesiyle bu kabile krallıkiarı arasındaki ilişkiye değinmemekle birlikte, Arap Yarımadası’nın güneyinde yer alan Yemen’in “büsbütün başka olduğunu”, “verimli yerleri” bulunduğunu ve “eski bir medeniyete” beşiklik ettiğini belirtir.(20)

Sonuç olarak Hz. Muhammed, ticaretin çözüldüğü bir bedevi kabile toplumundan “dini bir imparatorluğa” geçişe önderlik etmektedir. Atatürk, olayın “büyük bir devrim” olduğunu saptamıştır. Gerçi Atatürk, bu tarihsel sıçramanın toplumsal-ekonomik temeli ile siyasal ve ideolojik üst yapısı arasındaki ilişkileri açık olarak göstermemiştir, ancak altını çizdiği tarihsel olgular arasında tutarlı iç bağlantılar vardır.

Atatürk’ün kaynakları

Atatürk’ün incelediği Batılı İslam tarihçileri, İslamın kabile toplumundan devlete (imparatorluğa) geçiş olayına rehberlik ettiğini açıklamışlardı. Atatürk’ün İslam üzerine yazdıklarını birleştirdiğimiz zaman, bazı bulanıklıklara rağmen, bu kavrayışı benimsediğini söyleyebiliriz. Atatürk’ün İslam tarihi konusundaki kaynakları arasında Caetani’nin özel bir yeri olduğunu biliyoruz. İtalyan tarihçi, Hz. Muhammed’in “son derece terakkiperver bir ruha malik olduğunu” saptar. Atatürk’ün Caetani’nin İslam Tarihikitabında, altını çizdiği yerler arasında şu cümleler dikkat çekicidir:

Muhammed, sistemini daima muhitin gereklerine göre ıslah ve tadil etmeğe amade idi. Hayatının her vak’asında mesleğini daimi surette sabit ve muteber bir şekle sokmak istemediğini belli etmiş, gerek dini meseleler gerekse sosyal konularda bir düzeltme yahut düzenleme lazım geldiği zaman mazideki bir hata ile hiçbir zaman kendisini bağlı görmemiştir. Muhammed’in en büyük meziyetlerinden biri sisteminin esnekliği içinde kendi kendisine oluşan değişiklik ve yeniliği izlemek konusunda gösterdiği kolaylıktır. Her zaman çağıyta bir seviyede bulunmuştur. (…) Zaman ve halin toplum sorunlarını gerçek yönünü berrak bir intikal ile takdir etmiştir” (21)

Yeni bir uyqarlık

Yeni bir uygarlık doğmaktadır. Atatürk, yeni inanç sistemine geçiş ile yeni siyasal sisteme geçiş arasındaki ilişkiyi, materyalist tarihçiliğin verileriyle açıklamıştır: “Arap kabilelerinin mabudlarını temsil eden yere dik konulmuş taşlar”, arkada kalmakta olan kabile toplumunun inancıdır. Toplum, kabile putlarına taparken, soyut ve tek bir Allah fikrine doğru sıçramaktadır. “Gözle görünmeyen cin ler ve perilerin” yerini, “cinlerden yüksek olan Allah” almaktadır.(22)

Kabile putlarının en büyüğü, daha doğrusu en güçlü kabilenin ilahı, zamanla soyut bir tek Allah’a dönüşmektedir. Atatürk’ü Mısır uygarlığının gelişme sürecinde saptatağı bu olay, Arabistan’da yaşanan benzeri bir süreçte de yaşanmaktadır.

Uygarlığa daha sonra yükselen bir toplum, Ortadoğu’da kendisinden önce kurulmuş uygarlıkların uzun süreçler içinde oluşturdukları ve birbirlerine devrederek olgunlaştırdıkları ideolojik yapılanma ve kurumlaşmaları (tek Allahlı dinler) bir bakıma hazıra konarak ve en gelişmiş düzeyde benimsemektedir. Sumer, Babil ve Mısırlılardan Filistin’de oluşan tek Allahlı Yahudiliğe ve Hıristiyanlığa kadarki gelişme, İslamın da ideolojik mirasını oluşturmuştur. Atatürk’ün İslamiyet ile Yahudilik, hatta Mısırlıların dinleri arasında kurduğu bağlantılar, aslında bu tarihsel süreç ve sıçramaları anlatmaya yöneliktir.

Türklerin İslamiyeti kabulü

Ancak Türklerin İslamiyeti kabul etmesine gelince, Atatürk’ün görüşlerinde çelişmeler görülür. Kimi zaman “Türklerin toplumsal geleneklerinin pek çoğunun İslam’ın hakikatlerine uygun ve yakın olduğu” kabul edilirken,(23) kimi zaman da bu olay, üstün bazı özelliklerin terk edilmesi gibi yorumlanır. Atatürk’ün bu değerlendirmelerinde, sosyolojik tarihçiliği terk ettiği söylenebilir. Olaya Türklerin kabileden devlete sıçrayışları açısından değil, o tarihte var olmayan milliyetçi açıdan yaklaşılıyor.

Türklerin İslamiyet’i kabulünün tarihsel sürece uygun bir yükselme olduğunu saptamak gerekir. Türk hakanları ve soyluları, daha Hunlar zamanında Orta Asya’da Tanju veya Gök Tanrı diye anılan tek tanrıyı keşfetmişlerdi. Bu açıdan uygarlaşmış Türklerin inancı Şamanizm değildi. Bu ciddi yanlışı ne yazık ki bazı tarihçilerimiz bile tekrar ederler. Oysa Şamanizm, din değil, büyücülük idi. Gök Tanrı’ya inanan kağanlık aristokrasisinin Şamanizmle bir ilgisi yoktu. Nitekim Türk kağanlıklarının uygarlığı temsil eden soyluları ve tüccarları, İslamiyeti kolayca benimsedi ve kabul etti. Çünkü İslamiyet’in Allah inancında Gök Tanrı’nın Ortadoğu’da Sumerlerden beri daha soyutlanmış. ve mükemmelleştirilmiş halini buldular. Kemalist Devrimin önderleri, bu konuyu yeterince açıklayamadı ve berraklaştıramadılar. Bu konuda Bozkurt Efsane/eri ve Gerçek başlıklı kitabımın “Gök Tanrı’dan Allah’a” başlıklı bölümünde geniş bir tahlil bulunmaktadır.(24)

Mahmut Esat Bozkurt : Hz Muhammed’in ihtilal hareketi

Yalnız Atatürk değil, Cumhuriyet Devriminin düşünürleri, Hz. Muhammed’in “büyük bir devrim yarattığını” saptamışlardır. Atatürk’ün Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, üniversitelerdeki İnkılap Tarihi derslerinde Hz. Muhammed’i şöyle anlatıyordu: “Onun hadisesi, bir ihtilal hareketiydi. (…) Devlet kurdu, milletimi her millete egemen kıldı. Bayındırlık içinde bıraktı. Çünkü hakkı unutmadı. Kılıcı elinden bırakmadı.”(25)

Samsun Milletvekili Ruşeni Barkur:“Zamanının mühim İnkllapçısı”

Kemalist Devrim’in aşırı köktenci düşünürlerinden Samsun Milletvekili Ruşeni de, Atatürk’ün sayfa kenarlarına “alkışlar”, “bravo” gibi notlar yazdırdığı el yazması kitabında, Hz. Muhammed’i uzun uzun inceler. Ruşeni, İslamiyeti bir inanç olarak kabul etmemekle birlikte, Hz. Muhammed’in devriminden övgüyle söz eder:
“Muhammed yasalaştırdığı hükümlerle zamanının mühim bir inkılapçısı olduğunu ispat etmiştir. Günün ihtiyacına göre ümmetine ayet yetiştirmesi ve bazen gördüğü lüzum üzerine yeni bir ayetle eski ayetleri değiştirmesi, herhalde Muhammed’in uzun mücadele ve derin muhakeme ile bir toplum hayatı kurmak istediğine işaret eder. Bundan dolayı Muhammed şüphesiz büyük bir tarih adamıdır.”(26)

Cumhuriyetin tarih öğretmeni Hz. Muhammed’i nasıl yazdı?

Kemalist Devrim’in bilimsel eğitim sistemi, İslamiyet ve Hz. Muhammed’i 1930’larda genç kuşaklara, Lise Tarih, Medeni Bilgiler ve İnkılap Tarihi kitaplarında, yukarda kısaca özetlediğimiz içerikle anlatmıştır. Bu tarihsel tavrın, İkin Dünya Savaşı sonrasında bile devam ettiğini saptıyoruz. Kabataş ve Şişli Terakki liselerinin tarih öğretmeni Sami Nafiz Tansu’nun 1945 yılında yayınlanan “Tarihte Orta Zamanlar Il” başlıklı de kitabında, İslam devriminin sınıfsal karakteri şöyle açıklanır:

Hz. Muhammed’in bu yeni inkılabın da her devrimde olduğu gibi hürriyet, adalet, müsavat, kardeşlik esasları vardır. O yalnız tek tanrı üzerinde değil, he şeyden evvel bir sınıf inkılabı üzerinde duruyor, haksız kazançların zulüm olduğuna işaret ediyordu. O zaman tehlikeli bir insanla karşılaştıklarını anlayan Mek ke’nin zenginleri, (…) Müslümanlar boykot yaparak onları müşkülata uğratmışlardı.”(27)

Peygamber’in Medine’ye göçünü ve savaşları biliyoruz. Bütün bu mücadeleden zaferle çıkan Hz. Muhammed’i Mekke’ye dönüşünü Kemalist Devrim’i tarihçisi şöyle anlatır:

Peygamber yaşlı gözler ile Mekke’den kaçtıktan tam on sene sonra davasına bağlanmış, ona inanmış bir kalabalığın içinde mesut bir şef, bahtiyar bi inkılapçı olarak yükseliyordu.”(28)

Hz. Muhammed, Kemalizmin tarihçilerine göre, “Yalnız büyük bir insan. İnkilapçı bir önder, büyük bir din kurucusu değil, aynı zamanda Arabistan’ın kudretli hükümdarı idi.”(29) Bu devrimci önder, yeni bir medeniyetin kuruluşuna önderlik etmişti.(30)

Atatürk döneminde, 1935 yılında kaldırılana kadar, din derslerinde, Arapların islamiyet’e geçişleri medeniyet kuruculuğu olarak öğretildi.(31)

DİPNOTLAR
1,)Mazhne Rodinson, Hazreti Muhammed; çev. Atilla Tokatlı, Gn Yayın/arı, Istanbul 1968, s.141 vd

2)Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali I-Il Kaynak Yayın/arı, s. 64 vd; 129 vd; 132, 401..

3) Aynı kitap, s.290.

4) August Bebel; Hz. Muhammed ve Arap Kültürü Çev.. Veysel Atayman, Alan Yayıncılık, İkinci baskı, İstanbul 1999; s.33 vd

5)Caetani İslam Tarihi 1924. c. 1, Sadık Perinçek’in yeni yazıya çevirdiği daktilo metin.

6)Fernand Grenand; Asya’nın Yükselışı ve Düşüşu, çev. Orhan Yüksel; MEB Yay., 1992, s.22

7)Cemil Sena, Hazreti Muhammedin Felsefesi s.l7vd; 47vd; 433 vd.

8)Fernand Grenand ; Asya’nın YükseIişi ve Düşüşü, çev. Orhan Yüksel; MEB Yay, 1992, s.22

9 )Atatürk’ün İslamiyet ve Hz. Muhammed konusundaki el yazmaları için bkz Doğu Pemıçek, Kemalist Devrim 2 Din ve Allah Birinci basım, İstanbul; Eylül1994.

10)Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Doğu Perinçek, Kemalist Devrim Din ve Allah, birinci basım, İstanbul; Eylül 1994. Özellikle “KemaIizme Göre İslamiyet başlılklı bölüm.

11)Streit ile görüşmesi, Atatürk’ün Bütün Eserleri C. 11, s.63.

12)Tarih Il; Kaynak Yayınları’nın tıpkı basımı,5.93.

13)Şemseddin Günaltay aktarıyor, Ülkü c.9, 1945 s.100, s.4.

14) Aynı kitap, 5.227 vd

15) Aynı hitap, s.229. “Kerek” sözcüğünü Atatürk, el;vazısıyla böyle yazmış. Bugün “gerek” diye yazıyoruz.

16) Aynı kıtap, s.251.

17) Aynı kitap, s.251.

18)Samih Nafiz Tansu, Tarihde Orta Zamanlar Il; Çığır Kitabevı, İstanbul 1945 s.44.

19)Doğu Perinçek, Kemalist Devrim 2, 5.223.

20) Aynı kitap, s.225

21) Caetani İslam Tarihi 1924 c. 1, s. 142’den nakleden Gürbüz Tüfekçi, Atatürk’ün Düşünce Yapısı, 5.112.
22) Doğu Perinçek, Kemalist Devıfrn 2, s.225 vd.

23)Atatürk’ün Bütün Eserleri c. 15 s.211.

24) Bkz. Doğu Perinçek, Bozkurt Efsaneleri ve Gerçek, 5. basım, Kaynak Yayınları, İstanbul; Şubat 2003, s.114 vd

25)Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali I-Il, Kaynak Yayınları, s. 64 vd; 129 vd; 132, 401.

26)Ruşeni Din Yok Milliyet Var, 1926, Elyazı kitap, Atatürk Kütüphanesi; Çankaya Arşivi; no:2, s.4.
27)Samih Nafiz Tansu, Tarihde Orta Zamanlar Il; Çığır Kitabevi, İstanbul 1945 s.42

28) Aynı eser, s.48.

29) Aynı eser, s.49.

30) Aynı eser s.59.

31) Bu konuda bkz. Muallim Abdülbaki Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri, 1927-1931, ikinci basım,
Kaynak Yayınları İstanbul; Nisan 2005 s.3 55

Reklamlar

Entry filed under: Bilim, İslam Tarihi.

İslam, bilim ve Batı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Özgürlük için Pardus

Özgürlük için Pardus...
Nisan 2008
P S Ç P C C P
    May »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

OOXML’e hayır

Özgürlük için Pardus...

%d blogcu bunu beğendi: