İslam, bilim ve Batı

Nisan 27, 2008 at 3:42 pm Yorum bırakın

Prof. Dr. Mehmet Bayraktar

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

İslam dünyası bugün Batı’nın karanlık devrini yaşıyor ancak Müslümanlar akıllarını başlarına alabilirlerse, her zaman canlanma imkanları bulunmaktadır; uzun tarih? tecrübeleri, sağlam din? kaynakları, güçlü tarih? şahsiyetleri vardır.

Ünlü Doğu bilimci ve düşünce tarihçisi F. Rosenthal, konusu İslam’da bilgi kavramı olan Knowledge Triumphand adlı eserinde, İslam uygarlığının bir bilgi uygarlığı olduğunu ve bu özel niteliğiyle İslamın diğer dinler ve uygarlıklardan ayrıldığını söyler.(1) Bu ve benzer yargıları İslam düşünce ve bilim tarihini, İslam’ın Yahudi ve Hıristiyan dünyasına etkisini iyi bilen Sarton’dan Mieli’ye insaflı diğer Batılılar da farklı şekillerde ifade etmişlerdir.(2)

İslam hem semantik, hem de olgusal olarak din ile bilimi, şehri ve uygarlığı özsel olarak birleştirmiştir. İslâm, dindir; şehir anlamındaki “medine” ve uygarlık anlamındaki “medeniyet”, aynı din sözcüğünden türemiştir. Bu açıdan İslam ülküsel anlamda şehir ve uygarlık ifade eder. İslam’ın doğuşuna kadar Yahudiliğin yaklaşık üç bin yıldan ve Hıristiyanlığın altıyüz yıldan fazla tarihi geçmişleri olmasına rağmen, bu dinler İslam’dan önce ne bir filozof, ne bir tabip, ne bir matematikçi olarak hiçbir bilim adamı yetiştirememişlerdir; çünkü bu dinlerin otoritelerinin ilimden anladıkları, sadece teolog denen kimselerin ellerindeki kutsal metin yorumlarından ibaretti ve hatta o devirlerde Mezopotamya’da ve Yunanistan’da oluşmuş bilim ve felsefe geleneklerini putperest kültürün ürünleri olarak gördükleri için de öğrenilmelerini yasaklamışlardı. Akli teoloji yapmaya çalışan ve Yunan felsefesiyle ilgilenmiş sayılı üç-beş kişiyi geçmeyen bazı insanlar çıkmış ise de, onlar da başlangıçta Yunan kültürüyle yetişmiş ve putperest iken sonradan Hıristiyan olmuş kişilerdi. İslam, Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in öğretisi olarak, daha ilk yüzyıllardan itibaren bilgiyi temele alan bir din olarak ortaya çıkmıştır; başta eski Yunan olmak üzere insanlığın geçmiş kültürlerinin bilim ve felsefe geleneklerine sahip çıkarak onları canlandırdı. O kültürlere ait mevcut bilimsel eserlerin Arapçaya aktarılmasıyla ve Müslüman bilginlerin akIi çabalarıyla çok hızlı bir şekilde, kısa sürede bugünkü modern bilim ve felsefenin de temelini oluşturan bilim ve felsefenin İslami geleneği oluştu. İşte İslam’ın bu geleneği oluşturmasıyla ve onun etkisiyledir ki, 9. yüzyıldan itibaren Doğu’da ve Batı’da Yahudiler ve Hristiyanlar arasında da gerçek anlamıyla filozoflar ve bilginler yetişmeye başladı. Bu durum inkarı mümkün olmayan tarihi ve olgusal bir gerçektir.
Kur’an’ın bilim ve düşünceye verdiği önem

Kur’an, yüzlerce ayetinde, bir yandan sivrisinekten gökyüzü cisimlerine çok çeşitli varlıklardan bahsederken “teakkul”, “tezekkür”, “tefekkür”, “teemmül” ve “tedebbür” gibi düşünmenin çeşitli şekilleriyle Müslümanları metafiziksel ve fiziksel olarak düşünmeye teşvik ettiği gibi, “Bilenlerle bilmeyenler hiç eşit olur mu?” (Zümer: 9) şeklindeki ayetleri ile Müslümanlara doğrudan bilginin önemini ve işlevini vurgulamıştır; diğer yandan da “Yeryüzünde dolaşın ve yaratılışın nasıl başladığını inceleyiniz” (Ankebüt:20) ve “Yeryüzünde dolaşın geçmiş milletlerin sonlarını araştırın” (Rüm: 9, 42) anlamındaki pek çok ayetle de Müslümanları yeryüzünün fizik? tarihi ile insanlığın tarihini ve ilmi mirasını öğrenmeye davet etmiştir.

Müslümanlara bilimin, eğitim ve Öğretimin önemi ve zorunluluğu Hz. Peygamber ile de aynı şekilde vurgulanmıştır. O, savaşlarda alınan esirlerden okuma-yazma bilenleri, okuma-yazma bilmeyen Müslümanlara öğretmen olmak üzere serbest bırakmıştır. Ayrıca “İlim Müslümanın yitik malıdır. Nerede bulursa alsın” ve “İlim Çin’de de olsa öğreniniz” gibi sayısız sözleriyle Müslümanları bilim yapmaya ve geçmiş bilimsel mirasları öğrenmeye teşvik etmiştir.

Burada Kur’an’ın bilgi, bilim ve düşünceye verdiği önemin bilim felsefesi açısından son derece önemli başka bir göstergesine de işaret edelim. Bu, Kur’an’ın bilimin sadece “Niçin” sorusuyla değil, aynı zamanda da “Nasıl” sorusuyla yapılması gerektiğini öğretmesidir; örneğin “Devenin nasıl yaratıldığına, gökyüzünün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiklerine, yeryüzünün nasıl şekil aldığına bakmazlar mı? O halde düşün, sen ancak düşünen olmalısın.” (şiye: 17-21)

Genelde eski Yunan düşünürler özellikle Eflatun ve Aristo bilimde ve felsefede hep “Niçin” sorusuyla uğraştıkları için onların bilim anlayışları hep tümdengelimi esas alan metafizik formlu spekülatif bilim anlayışı olmuştur. Bu yüzden de A. Comte, o çağların düşüncesini hep metafizik devir olarak tanımlayarak, bilim çağının artık “Nasıl” sorusuyla ilgilenmesini önermiştir. Çünkü ona göre “Niçin” sorusu insanı sürekli metafiziğe götürür.

İşte Kur’an’ın bilimin “Nasıl” sorusuyla da yapılmasını öneren çok sayıdaki ayetinden mülhem olan ünlü Türk bilgini Biruni’den ibnü’l-Heysem’e birçok bilgin, böylece bilimi sadece zihinsel spekülatif bir iş olmaktan çıkararak, deney ve gözleme dayalı, tümevarımsal bir etkinlik olarak bir bilim felsefesi oluşturmuşlardır.

Müslüman bilginlerin büyük keşifleri

Deney-gözleme dayanmayı temel alan “Nasıllık” ile bilim yapan Müslüman bilginler, o çağlarda büyük bilimsel görüşlere imza atmışlardır. Sayısız örneklerden, Biruni’nin nütasyon olayını keşfini, eskinin yer merkezli ve yeri tepsi gibi düz gören sistemi yerine Güneş merkezli ve yerin yuvarlaklığını esas alan kozmoloji ve astronomi modelini keşfetmesini; modern optiğin kurucusu sayılan İbnü’l-Heysem’in görme olayını ilk defa bilimsel olarak izahını, İbn Benna ve Galasadi gibi matematikçilerin eskinin Matematiği sözsel ifade etme geleneği matematik ve cebirsel sembolleri keşfetmeleri; Müslüman matematikçiler 7. yüzyılın sonlarından itibaren sıfırı olarak kullanmalarını; Battani’den Keşani ve Nasıruddin Tüsi’ye birçok bilginin trigonometriyi oluşturmalarını ve özellikle sonuncunun Öklid’in beşinci postulatının yanlışlığını keşfiyle anti-öklidçi geometrinin oluşmasına katkısını;İbni Nefs’in kan dolaşımını keşfini, Cabir ibn Hayyan’ın birçok temel asidi keşfedip üretmesini; Zekeriya er-Razt’nin kızıl Kızamık hastalıklarının ayrı iki hastalık olduğunu keşfetmesini zikredebiliriz.

Maalesef birçok ikincil neden yanında esas neden olarak Müslümanların zamanla “bilim” kavramının anlamını kırılmaya uğratmalarıyla İslam dünyasın da bilim ve felsefe anlayışları 14. ve 15. yüzyıllarda eski canlılığını kaybetmiştir. Özellikle de son iki yüzyılda durağanlaşması sonucu, İslam dünyası, bugün duruma düşmüştür.
İslam bilginlerinin Batı’ya etkisi

Buna karşılık Batı, 9. yüzyıl sonlarından itibaren, İslam bilginlerinin ve filozoflarının eserlerini Latinceye ve diğer yerel dillere çevirmeleriyle bir bilim ve felsefe geleneği oluşturmaya başlamıştır. Bu çeviri hareketleriyle Batı, bir yandan İslam felsefe ve bilim geleneğinin aktarımıyla ve diğer yandan da yine İslam kültürü vasıtasıyla başta Aristo olmak üzere o güne dek neredeyse unutulmuş olan Yunanlı filozoftarı öğrenmekle Ortaçağ’ın karanlığından kendisini kurtarabilmiştir. Kilise’ye rağmen Batı’da İbn Rüşdçülük, İbn Sinacılık ve Gazalicilik gibi akımlar doğmuştur, 12. ve 15. yüzyıllar özellikle Batılı bilginler İslam düşünürlerinin bilimsel ve felsefi otoriteleri etrafından bilim ve felsefe üretmişlerdir. Batılı bilginler etkilendikleri Müslüman bilginlerinin isimlerini ve görüşlerini çoğu kez eserlerinde anmışlardır. Ancak, bu etki Descartes sonrası modern devirde de devam etmesine rağmen artık Descartes ve sonrakiler İslam bilimcilerinin isimlerini anmaz olmuşlardır. Ne var ki günümüz düşünce tarihçileri bu modern devir Batılı düşünürlerin hangi islam düşünüründen etkilendiklerini de ortaya çıkarmaya başlamışlardır.

Örneğin bugün hiç kimse ,Descartes’in metodik şüphede Gazali’den ruhbeden duazlizminde ve ruh’unbedenden ayrı bağımsız bir cevher olduğunu anlattığı “Uçan Adam” misalinden etkilendiği konusunda artık şüphe taşımamaktadır. Descartes, fikren esinlendiği ve faydalandığı kaynakları göstermemekle bilinen bir düşünürdür. Son çalışmalar, onun, özellikle Gazali’den etkilendiğini göstermektedir. Vitali N. Naumkin bu gerçeği şöyle dile getirmektedir: “Az bilinen bir olguya işaret etmek isterim ki, Gazali’nin eserleri Descartes tarafından okunmuştur. Bu, Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Cartesian Collection’daki bir notla doğrulanmaktadır.(3) Leibnitz’in “Bu evren, mümkün evrenlerin en iyisidir” tezini, aynı fikri aynı sözlerle daha önce ifade eden Gazali’den almıştır.(4) L. Locke’un “Tabula Rasa”sının kökünde İbn Sina ve lhvan-ı Safa’nın “Boş Levha” veya “Boş Sayfa” kavramları vardır. Spinoza’nın ‘Natura Naturata ve Natura Naturans” kavramlarında İbn Rüşd’ten esinlendiği bilinmektedir. R. Jolivet, Hegel, Fichte ve Schelling gibi Alman idealistlerinin felsefecisi modern İbn Rüşdçülük olarak görmektedir.(5) Pascal’ın kendi adıyla anılan “Şans Oyunu” konusunda Gazali’’den etkilendiği ortaya konmuştur.(6)

Bilim ile ilgili etkilerden bazı örnekler verecek olursak, Max Jammer’a göre Galilei’nin sonsuz ve bölünmezlik teorisi, Eşar’i kelam öğretisinin bir hatırlatmasıdır.(7) Galilei’nin Müslümanlardan etkilenmiş olması ayrıca Bullough tarafından da genel hatlarıyla şöyle dile getirilmektedir: “İbn Rüşd’ün fikirleri de Galilei ve aynı şekilde Giordano Bruno üzerinde de büyük tesirler icra etti; her ikisi de İbni Rüşdçülerden öğretim gördüler.”(8) İnsan vücudundaki parazitler ve solucanlar hakkında verdiği bilgilerini Alman doktor E. Kaempfer (1656/1716) İbn Sina ve Ebü Bekr er-Razi’’den aktarmıştır.(9) Batı’daki ilk bilimsel jeoloji kitabının yazarı kabul edilen Charles Lyell (1797-1875) The Prı;’ıc4oİes of Geo/ogy adlı eserinde dağların, vadilerin ve minerallerin oluşumu ile ilgili verdiği bilgilerde bn Sin’dan etkilenmiştir.(1O) Son örnek olarak C. Colomb’un, Ekim 1948 tarihli Haiti’den yazdığı mektubunda kendisine Amerika’nın keşfini ilham ettirenin Ibn Rüşd olduğunu söylemesini zikredebiliriz.(11) İşte bunun için ünlü Italyan Doğu bilimci A. Bausani, “Batı Kültürünün Özsel Parçası Olarak İslam” adlı makalesinde İslm’ın bilim değerlerini ve Batı’ya olan katkılarından söz ederken, İslm’ı Batı bilim ve felsefesinin bir değeri olarak görmektedir.(12)

Bugün bütün Batı dillerinde kullanılan yüzlerce bilimsel kelimenin aslı çoğunlukla Arapça, Farsça ve Türkçeden geçmedir. Birkaç örnek: Bütün Batı dillerinde “sıfır”ı ifade eden kelimelerin aslı Arapça “sıfır” kelimesidir; Cebir, Kimya, Simya, Logaritma gibi bilim dallarının Algebra, Chemistry, Alchemy, Logarithma şeklindeki isimleri Arapça kökenlidir. Bugün dünyanın kullandığı 1, 2, 3 şeklindeki rakamlar, Müslümanların icad ettikleri rakam şekilleridir, ki Batı’da “Arap Rakamları” olarak bilinir. Batı dillerindeki “kiyoks” kelimesinin aslı Türkçe köşk kelimesidir; İngilizce’deki “star” kelimesinin aslı Farsça Setra’dır. Batı dillerindeki çek (cheque) Arapça “şek”tir. Burada daha fazla sözü uzatmamak için Otto Spies’ın şu yargısının tarihi bir gerçeği ifade ettiğine katıldığımızı söyleyelim: “İşte bizim bugünkü kültürümüz de incelenecek olursa, Oriental tesirlerin bazen kuvvetlenerek, bazen zayıflayarak günlük hayatımızın her safhasında izler bıraktığı görülecektir.”(13)

Batı’nın tahrip ettiği değerler

Bütün bu örneklerin dışında genel ve ilkesel olarak mesele değerlendirildiğinde İslam’ın Batı’ya etki ve katkısını şöyle ifade edebiliriz: 1) Akılcılık; 2) Bireycilik (Bunu bugünkü Batı’daki bireyselcilik olan individualizmden ayırmak gerekir); 3) Zihin ile zihniyet ayırımıdır. Bugün biz Müslümanların kaybettiği, fakat Batı’nın 9-10. yüzyıllardan itibaren kazandığı bu üç temel ilke, yaratıcı felsefenin, bilimin ve kültürün en temel ilkeleridir. Burada bir gerçeğe de işaret etmek gerekir ki, Batı bu ilkeleri, 20. yüzyıldan itibaren saptırmaya başlamıştır; bireyciliği, bireyselciliğe, akılcılığı ve zihniyeti zihinciliğe dönüştürmüştür; böylece de değerler ve vasıtalar düzenini bozmuştur; bu da bugün bütün insanlık için büyük bir tehlike halini almıştır. Batı, İslam dünyasına ve Afrika’ya sözde demokrasi yerleştirmeye çalıştığını iddia ediyor, fakat demokrasi adeta bir terör olan savaşla mı yerleştirilebilir? Irak’ta ve çeşitli Asya ve Afrika ülkelerinde olan şiddet ve kaba kuvvet demokrasiyi nasıl yerleştirecek acaba?

Sonuç
İslam dünyası bugün Batı’nın karanlık devrini yaşıyor ancak Müslümanlar akıllarını başlarına alabilirlerse, her zaman canlanma imkanları vardır; uzun tarihi tecrübeleri, sağlam dini kaynakları, güçlü tarihi şahsiyetleri vardır. Bugün olmaz ise, er geç yarın Müslümanları kendilerine döndürecek kimseler ortaya çıkacaktır. Bunu bilen Batılı bazı güç odakları özellikle son zamanlarda içten ve dıştan sürekli olarak, Kur’an’a, Hz. Muhammed’e ve Atatürk gibi önderlere çamur atmaya yeltenerek, akıllarınca Müslümanların zihniyetini dönüştürmek istiyorlar. Fakat Müslümanlar akıllarını kullanırlarsa, er geç zafer aklın olacaktır. İşte bunun için Goethe’nin meşhur sözünü burada hatırlamakta yarar vardır:“Geleceğimizde İslam yatar. Er veya geç akla uygun olan İslam’ı kabul etmek zorunda kalacağız.” Bir başka Alman filozofu meşhur Nietzsche Deccal adlı eseGoethe’ni eserinde, Avrupa’nın kurtuluşu için Hıristiyanlığın Avrupa’dan kovulması gerektiğini düşünmektedir. Batı bugün yara yoğa Türkiye ve İslam dünyasına söz atarken, aslında bilinçli veya bilinçsiz kendi kaygılarını dile getirmektedir.

İslam uygarlığı bilimsel ve felsefi mirası ile önümüzde bir değer olarak durmaktadır; bu sadece bizim için değil herkes için evrensel bir önem arz etmektedir. Sorunumuz aklımızı başımıza alarak, kazandığımız bugünkü tecrübe ve kazanımlarla, geçrfıiş bilginlerimiz gibi düşünmeye çalışmaktır. Aklen ve bilmen doğru olan, İslam açısından da doğrudur. Ne İslm’dan ne de akıldan korkmaya gerek vardır. Eskiler mantık, matematik ve geometri bilmeyen müftünün fetvasına güvenilmez demişlerdir. Bunun altında yatan gerçek şudur: Sadece dünyayı değil, İslm’ı da anlamak için bilim gereklidir.

DİPNOTLAR
1)Rosenthal(F): Knowledge TrıumpLand; London,1970, Giriş ve 1. bölüm.

2)Sarton (G.): İnctroduction to the History of Science, 3.çilt Baltimore, 1927-1948; Mieli (A.) La Science Arabe et Son Role dans l’Evolution Scientiphique Mondiale, Leyden, 1938; Dunlop, (D.M):Arabic Science in the West, Karaçı 1969.

3)Naumkin (VN.): “Some Problems Relatedet to the Study of the Works by al-Gazali ; La Rasion et le Mircle Paris,1987,s.124.

4)Goodmann (L.E.): “Maimonides and Leibniz” Journal of Jewish Studies, s.214-216.

5)Jolivet (R): Metaphysique, Paris, 8. baskı, 1966,s.54-55.

6Palacios (MA.): Los Precedentes Musuşmanes del Pari de Pasca Santander 1920.

7)Jammer (M.)Goncepts of Space, The History of Theories of Space on Physıcs, 2 baskı, Haıward
University Press, 1969, s.67

8)Bullough (VL.): “Medieval Schoiasticism and Averroism: The İmplication of the Writings of İbni Rushd to Western Scince Averroes and the Englihtenment, New York, 1990, s.49.

9)Meier (K). “(Uber den Medina -Wurm’ Sudhoffs Archivs, XXX 1937-38, s.69-77

10) Brentjes (B.) ve Brentjes (S):İbni Sina (Avicenna ), çev. 0. 0zügül İstanbul; Pencere Yayınları, tarhsiz, s.70.
11)Navarrete (
A.): Collecfion de Viages y Descubrimientos Madrid 1825, c. I, s.261.

12)Bausani (A.): “islam as an Essential Part of Western Culture” Studies on İslam, Amsterdam-London, 1974, 5.19-36.
13) Spıes (O.) “Doğu Kültürünün Avrupa üzerindeki Tesirleri”; çeviren N. Ersoy, ATO Dergisi İlave Yayınları, No: 8, 1974, s.30.

Reklamlar

Entry filed under: Bilim, İslam Tarihi.

Silahlı Peygamber Hz. Muhammedin medeniyet devrimi Ortaçağ’da İslamiyet’in bilimsel çalışmaların gelişmesine etkisi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Özgürlük için Pardus

Özgürlük için Pardus...
Nisan 2008
P S Ç P C C P
    May »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

OOXML’e hayır

Özgürlük için Pardus...

%d blogcu bunu beğendi: